Elf Gözlerin Neler Görüyor Legolas?


Bir varmış, bir yok olmuş.
Evvelce sayılmayacak zaman içinde, kalburda saman etmeyecek çere çöpe kıymet biçtiğimiz günlerde,
Develer hantal iken, 
Pireler kan emmeye yer arar iken,
Ben kendimin kanmışlığını tıngır mıngır beşikte sallar iken,
Bir büyük ülkede, bir küçük şehirde, bir yaralı ucube, bir yalandan bedende, insan kılığında yaşarmış. 
İnsanı gösterir, ucubeyi saklarmış. 
Gösterdiği, durmadan, "Yardım et!" diye ağlarmış. 
Her daim masum; muhakkak mazlum; sonuçta da mağdur olurmuş. 
Bir vicdan sahibi bulmaya görsün! 
Bulur bulmaz başlarmış ucube aklı yanıltmaya, duyguyu sömürmeye. 
İyiyi kötü, güzeli çirkin etmek için çabalar, kendi aynasına benzetmek için çekiştirip dururmuş. 
Başarınca da insan yanına seslenirmiş: "Gördün mü bak! O da benim gibi."
Böylece insan yanı, kendi ucubeliğine hak verir, hak verdikçe kendini aklar, akladıkça da ucubeliği hak bilir olurmuş.
Yüz buldukça büyürmüş ucube; büyüdükçe de tüketirmiş insanını. 
İnsanı tükendikçe, insanlığı da artık anlayamaz olurmuş.
Ucube, büyümüş de büyümüş. 
Kocaman olmuş.
Güçlense de yetmemiş yalanları, yaralarını kapatmaya.
Daha çok insan için, daha çok kötülük, daha çok çirkinlik lazım olmuş. 
Durmadan yapmış da yapmış.
Ucube artık saklanamayacak kadar büyük, insanı artık görünemeyecek kadar küçükmüş. 
Artık daha da çok beslenmesi, artık daha da çok insan bulması gerekir olmuş.
İnsanlığı yittiğinden, insanı taklit eder olmuş.
İyi olmayı taklit edebiliyormuş; aşkı, sevgiyi, hüznü, acıyı... hep taklit edebiliyormuş.
Ne var ki utanmayı, bir türlü taklit edemiyormuş.
Utanmayı taklit edemediğinden de, yalanları, oraya buraya saçılır olmuş.
Saçıldıkça anlamaya başlamış insanlar.
Anladıkça bakmaya; baktıkça görmeye; gördükçe de konuşmaya.
İnsan gibiliği de, artık işe yaramaz olmuş.
Kılıfı da dökülmeye, yitmeye başlamış bedeninden zamanla.
Önce kuyruğu çıkmış ucubenin.
Sonra elleri, gövdesi, kafası ve nihayet gerçek yüzü görünür olmuş.
Bir tek ayakları insan kalmış vücudunda.
Onu da tüketivermiş, kaçmak için yürüyüp durduğu yolda.
Çekilmiş saklamış kendini çukuruna, artık önceden sakladığı ne varsa onunla.
Olanı tüketirse, bir daha bulamayacağı korkusundan, olana dokunamaz olmuş.
Küçüldükçe küçülmüş bedeni o çukurda.
Ucube güçsüzleştikçe ağırlaşmış.
Ağırlaştıkça da hareket edemez olmuş.
Bir insan gelsin diye, çukurunda beklemeye koyulmuş.
"Gelirse önce sakladıklarımı tüketirim" diye bekletirken, sakladıklarını da çürütür olmuş.
O gün bugün, kokmaya başlamış ucubenin çukuru.
Kimseler gitmez, varlığını da umursamaz olmuş.
Bir ucube ha varmış, ha yok olmuş.
Bu masal da burada, böylece son bulmuş...






Yorumlar

Popüler Yayınlar