Güz'elleme
Güz geldi...
Şimdi ayakkabılarımı giyiyorum.
"Böyle olsun istemezdim" yazılı bir paspasa basıp,
bilmediğim bir yola koyuluyorum.
Böyle olsun istemezdim...
"Böyle olsun istemezdim" yazılı bir paspasa basıp,
bilmediğim bir yola koyuluyorum.
Böyle olsun istemezdim...
"Her hikaye kendine özgüdür" demiştim bir gün, yine kendime bir hikaye anlatıyordum. Bir hikayem var mıydı aslında, onu da hiç bilmiyordum. Çiçekten selam almak, selamdan bal yapmak gibi huylara bürünüyordum. Arılaşıyordum. Yaşayıp gidiyordum ve yaşayıp gitmenin hikayesi, bir arı için, ancak iğnesini kullanmaya başladığında hikaye niteliği kazanıyordu. Kendi iğnemle savaşa tutuşuyordum. Ben, bir türlü kazanamıyordum. Bir var oluyordum, bir yok. Ben, bir türlü kazanamıyordum...
İnsanım. Kadın. Yürüyorum her gün yürüdüğüm caddede. İşime gidiyorum. Karşıdan bir Şam Tatlıcısı geliyor. Şam Tatlıcısı limonlu dondurma da satıyor. Limonları görüyorum, limonları gönlüme batıyor. "Bir varmışım" diyorum tatlıcıya, "bir yok." Anlamıyor..
Tutuyorum kendimi kendi kulağımdan, çekiştiriyorum: "Hikaye dediğin devinim, değişim! Sense hep aynı yerde duruyorsun!" Kendimi dinliyorum, kendimi anlıyorum, kendime hak da veriyorum; ama kendime direnemiyorum. Seçmek değildi bu. Seçilmek? Hiç değil! Kendime, aklıma, gönlüme söz geçiremiyorum ve aşk dediklerinin de zaten, bu olduğunu anlıyorum..
Şimdi insanım. Şimdi aşık bir kadın. Belli belirsiz seviliyorum. Belli belirsiz öpüyorum. Belli belirsiz anlıyor, belli belirsiz anlaşılıyorum. Belli belirsiz yaşıyor, belli belirsiz ölüyorum. Besbelli, belli belirsiz de vazgeçiyorum..
Şimdi insanım. Şimdi vazgeçmiş bir kadın. Çamaşırları asmaktan geliyorum. Yola, yolculuğa çıkmaya hazırlanıyorum. Nereye gideceğimi bilmiyorum. "Gitmenin tek kuralı gitmektir."diyorum, "Gitmenin tek kuralı gitmek.."
Bir tek bunu biliyorum. Kendimi, kendimi inandırmışlığımı kendimin içinden alıp, kendimi bir yola götürüyorum. Bir hikaye aramaya koyuluyorum. Arı oluyorum..
Yorumlar
Yorum Gönder