Omuz Boyu Mahallesi
Yolunun genişliği omuz boyuyla ölçülenler mahallesine hoş geldiniz!
Size mahallemizden, mahallemizdekilerden bahsetmek isterim. Kimsenin arkasına bakabilecek kadar bile boşlukta yürüyemediği yollardan gideriz kendimize, kendi evimize. Sokaklarımızın genişliği, omuzu en geniş olanın açtığı kadardır, hayatlarımıza o aralıklardan yürürüz. Kapılarımız da zaten bizim kadardır. Bu sebeple de, biz kadar olanı belki ama, genelde de bizden çelimsiz olanı içeriye alırız; bizden iriyi ne yapacağımızı, nereye sığdıracağımızı bilemeyeceğimizden hep, korkarız.
Çok kişilik'li evler de olur bazen; ancak öyle evlerde yaşayanlar bilirler hep, çok yer kaplamamaları gerektiğini. Az kişi'lik olmayı uğraş edinirler, doğası gereği büyüdüğünün de ötesine hiç geçemezler. Hayallerinde büyüyecek olsalar, içleri kendilerine sığmaz, oracıkta ölüverirler. O yüzden hayalleri de, genişliği kadar yer kaplar bizim mahallelinin.
Bir tek çocuklukta işte, küçüğüz, küçücüğüz; omuzlarımız daracık, birbirimize yer biliriz yanımızdaki boşluğu. Omuzlarımızdan kalan boşluktan öğreniriz yan yanalığı, oyunumuzla, oyun arkadaşımızla. İki kişi yürüyebilirek büyüdüğümüz yollardan başlar ilk öğrenmelerimiz, oyun bir gün bitivermiştir: Ya önde yürüyeceksin artık ya da arkada, yan yanalık sığmaz olur artık bu sokaklara. Kendini alır götürürsün artık sadece kendine, kendi evine.
Sokağın başındaki evde bir yaşlıca kadın ve bir yaşlıca kocası yaşardı, isimleri neydi bilmem. Yıllarca evvel bir gün, kocası önde bu arkada yürüyorlarmış evlerine. Kadın, hızına yetişememiş kocasının, ardından ses etmişse de, onu da duyuramamış. Dinlenmek için yolda durmuş, durunca da sokaktan geçecek olanların yolunu kapatmış olmuş. Durulacak yer değil bu sokaklar, zorlamışlar kadını yürüsün diye. Yürümüş kadın bir kaç adım daha, sağına soluna çarpa çarpa. Dayanamamış sonra, olduğu zemine bırakmış kalbini, sonsuza kadar dinlenmeye karar vermiş orada. Kocası gitmiş evlerine, girmiş kendisi kadar olan kapıdan. Beklemiş, beklemiş, ama karısı hiç gelmemiş. Karısı gelmedikçe de kocasına yer açıldığı için evinde kendine, kendiliğine, büyütmeye başlamış kendini. Kapladığı yer büyümüş, genişlemiş. Sonra bir gün çıkmak istemiş evinden, ama ne fayda! Kapısı artık bedenine küçük gelmiş. Çıkamamış evinden bir daha, hep orada kalıvermiş sonra.
Şu köşede bir kadın oğluyla oturur. Çocuğuna hızlı koşmayı öğretir her gün, çocuk hızlandıkça kendini iyi anne bilir, mutlu olur. Karşıda gençten bir adam var, ne yapar bilmem; ama bana sorsan gözünde bir bozukluk var derim, evinin kapısının kendinden büyük olduğunun hiç farkında değil o da.
Şu öte taraftaki komşuların da oğulları cüce doğuverdi. Nasılsa kapladığı yer az diye, bir cüce kadınla evlendirdiler, aynı evde hep beraber yaşamaya karar verdiler. Cüce adamla cüce kadının cüce çocukları oldu demeye kalmadan, adamın önce annesi, sonra da babası bıraktılar yaşamayı bu ömrü. Şimdi kocaman kapılı evlerinde, istedikleri anda yan yana yaşıyorlar ailecek. Gözucuyla bakıyorum geçerken evlerinin önünden, hep gülüyorlar. Besbelli de mutlular.
Ben de işte burada yaşarım. Damını yıktığımdan beri evimin, kendimin, bu mahallenin tuhafıyım, öyle bilinirim. Sorsalar anlatırım aslında, ben evimdeki ağacımla, dört çeşit mevsimle, dört çeşit mevsimde yaşarım. Gelenim olur bazen, öylesi zamanlarda omuzlarımdan daralır, boyumdan uzarım. Ağacım çiçek açar, o an bahar gelmiş, anlarım. Kokusu bulaşır genzime kokladığımın, yüzümü güneşe döner, gülüşe benzerim. Gecelerde yıldızları görebilmeyi gösteririm gelene. Damsız evde uyumaya şaşırlar. Şahidi olmak, heybelerine hikayedir, gecelere gelmeye başlarlar sonra. Ağacım meyve verir dalından, koparırız bir bir, paylaşırız, bir gözümüz hep Samanyolu'nda.
Dalında meyve bitince, gecesinde de bulut olur göğün. Anlarım, yaz biter gibidir. Sonbahar, kış bu damsız evde zordur. Her gelen kendine, kendi evine döner böyle mevsimlerde. Zaten koparılmış olandan ne kaldıysa artık geriye, yolluk diye hazır eder, yolcu ederim gelenleri. Giderler. Boyumdan kısalır, omzumdan genişlemeye dönerim ben de. Yaprakların döküldüğündeki rengine, karın yağdığındaki huzura şahit bulamam, ama güzelliklerini hep saklarım içimde.
Hemen bitişiğimde yaşayan Yaşlı Bilge ne zaman gelir, ne zaman gider bilmem hiç kendine, kendi evine. El ayak çekildiğinde bazen inceden sesi gelir. O an anlarım ki yine kitaplardadır, gezinir. Omuzlarımı yok eder, yanına ilişirim. Yer kaplamam yaslandığım duvarında, yanında olduğumu bilmeden beni de yanında gezdirir. Yoldan döndüğümüzde omuzlarımı genişletir, birer kahve koyarım bize. İçimde çalan müziğe ses verir, ona da zorla dinletirim. Ayaklarımızı dinlendiririz beraber, kendimizi dinleriz ve biliriz:
Bir mahallede, omuz genişliği yollardan geçtiğimiz sokaklardan vardığımızda evimize, yani kendimize, biz işte neysek, ne kadarsak işte, kendimiz kadar kapılardan geçerek içine girer, neysek o kadarda, hacmimiz uyarınca varolur, sandığımız kadar kendimizi sandığımıza doldurur, böylece yaşar gideriz işte bu hayatta, elde var kendinle, kendi evinde bir şekilde, mutlu da olunur..
Yorumlar
Yorum Gönder